قُدَمُ [Ḵudem] (زُفَرُ [zufer] vezninde) Yemen’de bir küçük kabîle adıdır. Ve bir mevziʹ ismidir; ondan aʹlâ bezler çıkar, ثِيَابٌ قُدَمِيَّةٌ ona mensûbdur.
اَلْقُدْمُ [el-ḵudm] (ḵâf’ın zammıyla ve zammeteynle) Bu dahi dilîr ve bahâdıra ıtlâk olunur ki cenkte ʹaskere takaddüm eder; yukâlu: رَجُلٌ قُدْمٌ وَقُدُمٌ أَيْ شُجَاعٌ Ve
قُدُمٌ [ḵudum] (zammeteynle) İleri ileri takaddüm eylemeğe denir; ve minhu yukâlu: هُوَ يَمْشِي الْقُدُمَ إِذَا مَضَى فِي الْحَرْبِ يَعْنِي إِذَا تَقَدَّمَ سَائِرَهُ
اَلْقَدْمُ [el-ḵadm] (هَدْمٌ [hedm] vezninde) ve
اَلْقُدُومُ [el-ḵudûm] (قُعُودٌ [ḵuʹûd] vezninde) Takaddüm eylemek maʹnâsınadır ki bir kimsenin önüne geçmekten ʹibârettir; yukâlu: قَدَمَ الْقَوْمَ قَدْمًا وَقُدُومًا مِنَ الْبَابِ الْأَوَّلِ إِذَا تَقَدَّمَهُمْ Ve
قَدْمٌ [ḵadm] Dilîrlik ve cür΄et eylemek maʹnâsınadır; yukâlu: قَدَمَ فُلَانٌ وَقَدِمَ قَدْمًا مِنَ الْبَابِ الْأَوَّلِ وَالرَّابِعِ بِمَعْنَى أَقْدَمَ
اَلْقِدَمُ [el-ḵidem] (عِنَبٌ [ʹineb] vezninde) Bu dahi sâbıka fi’l-emr maʹnâsınadır. Ve
قِدَمٌ [ḵidem] ve
قَدَامَةٌ [ḵadâmet] (سَلَامَةٌ [selâmet] vezninde) Masdar olur, bir nesne kadîm ve dîrîn olmak maʹnâsına ki حَادِثٌ [ḩâdišamp;] olmak mukâbilidir; yukâlu: قَدُمَ الشَّيْءُ قَدَامَةً وَقِدَمًا مِنَ الْبَابِ الْخَامِسِ إِذَا تَقَادَمَ Ve قِدَمٌ [ḵidem] bu maʹnâda ism olur, kadîmliğe denir; yukâlu: بِهِ قِدَمٌ أَيْ ضِدُّ حُدُوثٍ
اَلْقَدَمُ [el-ḵadem] (fethateynle) ve
اَلْقُدْمَةُ [el-ḵudmet] (غُرْفَةٌ [ġurfet] vezninde) ve
اَلْقِدَمُ [el-ḵidem] (عِنَبٌ [ʹineb] vezninde) Sâbıka fi’l-emr maʹnâsınadır ki bir husûsta sâ΄irleri sebk ve takaddümlük eser ve hâletinden ʹibârettir; yukâlu: لَهُ قَدَمٌ وَقُدْمَةٌ وَقِدَمٌ فِي هَذِهِ الْخِدْمَةِ أَيْ سَابِقَةٌ Ve
قَدَمٌ [ḵadem] (fethateynle) Hayr ve birr ve hasene cihetinde derece ve mertebe sâhibi adama denir; mü΄ennesi قَدَمَةٌ [ḵademet]tir; yukâlu: هُوَ قَدَمٌ فِي الْخَيْرِ أَيْ لَهُ مَرْتَبَةٌ فِيهِ Ve ayağa denir, رِجْلٌ [ricl] maʹnâsına. Ve قَدَمٌ [ḵadem] lafzı mü΄ennestir; Cevherî’nin tezkîr ile وَاحِدُ الْأَقْدَامِ taʹbîri sehvdir, savâb olan وَاحِدَةُ الْأَقْدَامِ olmaktır hâ’yla; cemʹi أَقْدَامٌ [aḵdâm] gelir. Şârih der ki ʹuzv te΄vîliyle tezkîri câ΄izdir.
اَلْقِدَمُ [el-ḵidem] (ḵâf’ın kesri ve dâl’ın fethiyle) Bir nesne kadîm olmak; yukâlu: قَدُمَ الشَّيْءُ بِالضَّمِّ قِدَمًا فَهُوَ قَدِيمٌ Ve
قِدَمٌ [ḵidem] حُدُوثٌ [ḩudûšamp;]ün mukâbilidir.
اَلْأَقْدَامُ [el-aḵdâm] (hemzenin fethiyle) Cemʹi, ayaklar maʹnâsına. Ve bunda iʹtibâr-ı tezkîr câ΄izdir, nitekim “أَرَى قَدَمِي أَرَاقَ دَمِي” kelâmı delâlet eder, pes nüsah-ı Cevherî’de اَلْقَدَمُ وَاحِدُ الْأَقْدَامِ vâkiʹ olup وَاحِدَةُ الْأَقْدَامِ olmadığı ona binâ΄endir. Egerçi sâhib-i Ḵâmûs’ta وَاحِدَةُ الْأَقْدَامِ gerektir diye Cevherî’yi tahti΄e etmiştir. Ve
قَدَمٌ [ḵadem] Sâbık olan esere dahi derler; yukâlu: لِفُلَانٍ قَدَمُ صِدْقٍ أَيْ أُثْرَةٌ حَسَنَةٌ Ve Aḣfeş eyitti: قَدَمٌ [ḵadem] تَقْدِيمٌ [taḵdîm] maʹnâsınadır gûyâ ki o kimse hayr takdîm etmiştir.
Sitemizde detaylı hızlı ve kolay arama ekranı