اَلسِّحْنُ [es-siḩn] (sîn’in kesriyle) Kenef ve himâye ve penâh maʹnâsınadır; yukâlu: هُوَ فِي سِحْنِهِ أَيْ كَنَفِهِ
اَلسَّحْنُ [es-saḩn] (sîn’in fethiyle) Ağacı yumuşatmak için el ile ovmak maʹnâsınadır; yukâlu: سَحَنَ الْخَشَبَةَ سَحْنًا مِنَ الْبَابِ الثَّالِثِ إِذَا دَلَكَهَا حَتَّى تَلِينَ Ve taş kırmak maʹnâsınadır; yukâlu: سَحَنَ الْحَجَرَ إِذَا كَسَرَهُ Ve
سَحْنٌ [saḩn] Pek cemʹiyyetli güne denir; yukâlu: يَوْمُ سَحْنٍ أَيْ يَوْمُ جَمْعٍ كَثِيرٍ
اَلسَّحْنُ [es-saḩn] (sîn’in fethi ve ḩâ’nın sükûnuyla) Ufatmak, كَسْرٌ [kesr] maʹnâsına; tekûlu: سَحَنْتُ الْحَجَرَ إِذَا كَسَرْتَهُ
Sitemizde detaylı hızlı ve kolay arama ekranı