ḵaḩf ~ قَحْفٌ

Kamus-ı Muhit - قحف maddesi

Teşrîh kitâblarından münfehim olan budur ki جُمْجُمَةٌ [cumcumet] ki kafâ kemiği taʹbîr olunur, yedi kemikten mürekkebdir. Dördü cudrân ve biri sath menzilindedir ki ona kâʹide-i dimâg ıtlâk olunur. Ve ikisi sakf menzilindedir ki ona قِحْفٌ [ḵiḩf] derler. Ve yemîn ve yesârda olan cudrân-ı mezkûreye salâbeti için حَجَرِيٌّ [ḩâceriyy] ıtlâk ederler. Ve başın ön tarafında olana جَبْهَةٌ [cebhet] ve ense tarafında olan قَمَحْدُوَةٌ [ḵamaḩduvet] derler. Ve mecmûʹu müderrez ve mü΄ellef ve müdevver bir zarftır ki kâse-i ser taʹbîr olunur, dimâg onun içinde mevzûʹdur. Şekl-i kürî âfâttan mahfûz olmakla hakîm-i mutlak celle şânuhu o gûne halk eylemiştir; ve tekûlu’l-aʹrâb: رَمَاهُ بِأَقْحَافِ رَأْسِهِ إِذَا أَسْكَتَهُ بِدَاهِيَةٍ أَوْ رَدَّهَا عَلَيْهِ أَوْ مَعْنَاهُ رَمَاهُ بِنَفْسِهِ أَوْ نَطَحَهُ عَمَّا يُحَاوِلُهُ Yaʹnî “Hasmına bir belâ-yı ʹazîm getirip iskât eylese yâhûd katl eylese.” Zîrâ ʹazm-ı mezkûr ile remy eylemek onu mevziʹinden izâle eyledikten sonra olur yâhûd zafer-yâb olmak dâʹiyesinde olduğu mâddeden onu defʹ etti diyecek yerde darb olunur. Ve

قِحْفٌ [ḵiḩf] Çanağa ve kâseye denir, ʹalâ-kavlin şikeste olan kâsenin bir pâresine denir. Ve zikr olunan kemik misâli olan ağaç çanağa denir ki gûyâ ki nısf-ı kâsedir; murâd keşkûl olacaktır. Ve dübürün bir kıynağına ıtlâk olunur; ve minhu kavluhum: أَفْلَسُ مِنْ ضَارِبِ قِحْفِ اسْتِهِ أَيْ شُقِّهِ بِمَعْنَى لِحْفِ اسْتِهِ ve yukâlu: مَا لَهُ قِدٌّ وَلاَ قِحْفٌ أَيْ شَيْءٌ Burada قِدٌّ [ḵidd] deriden olan kadehe denir.

Vankulu Lugatı - قحف maddesi

اَلْقَحْفُ [el-ḵaḩf] (ḵâf’ın fethi ve ḩâ’nın sükûnuyla) قِحْفٌ [ḵiḩf] dedikleri kemiğe vurmaktır; tekûlu: قَحَفْتُهُ قَحْفًا إِذَا ضَرَبْتَهُ قِحْفَهُ وَأَصَبْتَ قِحْفَهُ Ve

قَحْفٌ [ḵaḩf] Kâsede olanı cümleten içmeğe dahi derler; tekûlu: قَحَفْتُ قَحْفًا إِذَا شَرِبْتَ جَمِيعَ مَا فِي الْإِنَاءِ ve yukâlu: شَرِبْتُ بِالْقِحْفِYaʹnî قَحْفٌ [ḵaḩf] maʹnâsın bu tarîkle dahi edâ derler.

اَلْقِحْفُ [el-ḵiḩf] (ḵâf’ın kesri ve ḩâ’nın sükûnuyla) Dimâgın üzerinde şol kemiktir ki dimâgı cemʹ eder. Ve mesel-i meşhûrdur sîga-i cemʹle geldiği “رَمَاهُ بِأَقْحَافِ رَأْسِهِ” derler kaçan hasmının üzerine bir belâ getirip onunla iskât etse. Ve

قِحْفٌ [ḵiḩf] Ağaçtan şol kadehe derler ki zikr olunan kemik misâlinde olur, gûyâ ki yarım kadehtir; yukâlu: مَا لَهُ قِدٌّ وَلَا قِحْفٌ Pes قِدٌّ [ḵidd] deriden olan kadehtir. Ve

قِحْفٌ [ḵiḩf] Ağaçtan olan kadehtir.



Kamus Muhit ve Vankulu Ara

Metinde Ara:
Sıradaki Maddeler

Arama ekranı

Sitemizde detaylı hızlı ve kolay arama ekranı