اَلْقَدَعُ [el-ḵadaʹ] (fethateynle) Kezâlik memnûʹ olmak; yukâlu: أَقْدَعْتُهُ فَقَدِعَ مِنَ الْبَابِ الرَّابِعِ Ve
قَدَعٌ [ḵadaʹ] Göz zaʹîf olmağa dahi derler; yukâlu: قَدِعَتْ عَيْنُهُ إِذَا ضَعُفَتْ Ve karîb olmağa dahi derler; yukâlu: قَدِعَتْ لِيَ الْخَمْسُونَ إِذَا دَنَتْ Yaʹnî elli yaşına karîb olsa.
اَلْقَدْعُ [el-ḵadʹ] (ḵâf’ın fethi ve dâl’ın sükûnuyla) Atı menʹ edip tüskürmek; tekûlu: قَدَعْتُ فَرَسِي أَقْدَعُهُ قَدْقًا إِذَا كَبَحْتَهُ وَكَفَفْتَهُ Ve
قَدْعٌ [ḵadʹ] Tüskürmek için buruna vurmağa dahi derler; yukâlu: هَذَا فَحْلٌ لَا يُقْدَعُ أَيْ لَا يُضْرَبُ أَنْفُهُ وَذَلِكَ إِذَا كَانَ كَرِيمًا Yaʹnî bu kelâmı muʹazzez olduğuna binâ΄en derler. Ve
قَدْعٌ [ḵadʹ] Mutlakan menʹ maʹnâsına da gelir; yukâlu: قَدَعْتُ الرَّجُلَ عَنْكَ إِذَا كَفَفْتَهُ
Sitemizde detaylı hızlı ve kolay arama ekranı