اَلْفَلْوُ [el-felv] (fâ’nın fethi ve lâm’ın sükûnuyla) ve
اَلْفَلَاءُ [el-felâ΄] (عَطَاءٌ [ʹaṯâ΄] vezninde) Çocuğu yâhûd sâ΄ir yavruyu memeden çekip ayırmak, ʹalâ-kavlin memeden kesmek maʹnâsınadır; yukâlu: فَلَا الصَّبِيَّ وَالْمُهْرَ يَفْلُو فَلْوًا وَفَلَاءً إِذَا عَزَلَهُ عَنِ الرَّضَاعِ أَوْ فَطَمَهُ Ve kılıçla çalmak maʹnâsınadır; yukâlu: فَلَاهُ بِالسَّيْفِ إِذَا ضَرَبَهُ بِهِ Ve seyr ü sefer eylemek maʹnâsınadır; yukâlu: فَلَا زَيْدٌ إِذَا سَافَرَ Ve baʹde’l-cehâlet ʹâkıl ve hüşyâr olmak maʹnâsınadır; yukâlu: فَلَا الرَّجُلُ إِذَا عَقَلَ بَعْدَ جَهْلٍ
اَلْفِلْوُ [el-filv] (fâ’nın kesriyle) ve
اَلْفَلُوُّ [el-feluvv] (عَدُوٌّ [ʹaduvv] vezninde) ve
اَلْفُلُوُّ [el-fuluvv] (سُمُوٌّ [sumuvv] vezninde) Memeden kesilmiş eşek sıpasına ve at kulununa denir, ʹalâ-kavlin bir yaşına varmış olanına denir; cemʹi أَفْلَاءٌ [eflâ΄] gelir ve فَلَاوَى [felâvâ] gelir, سَكَارَى [sekârâ] vezninde.
اَلْفَلْوُ [el-felv] (fâ’nın fethi ve lâm’ın zammı ve vâv’ın teşdîdiyle) At kulunu, مُهْرٌ [muhr] maʹnâsına.Ve mezbûra فَلْوٌ [felv] dediler, إِفْتِلَاءٌ [iftilâ΄] olduğundan ötürü, yaʹnî anasının memesinden katʹ olduğundan ötürü.
اَلْفِلْوُ [el-filv] (fâ’nın kesri ve lâm’ın sükûnuyla) Bi-maʹnâhu, Ebû Zeyd eyitti: fâ’yı meftûh kılarsan vâv’ı müşedded kılarsın. Ve kaçan meksûr kılarsan lâm’ı sâkin kılıp فِلْوٌ [filv] dersin,جِرْوٌ [cirv] gibi.Ve جِرْوٌ [cirv] kelb yavrusuna derler.
Sitemizde detaylı hızlı ve kolay arama ekranı