اَلْفَنَاءُ [el-fenâ΄] (سَنَاءٌ [senâ΄] vezninde) Bir nesne yok olmak maʹnâsınadır; yukâlu: فَنِيَ الشَّيْءُ وَفَنَى فَنَاءً مِنَ الْبَابِ الرَّابِعِ وَالثَّالِثِ إِذَا عُدِمَ Şârih der ki عَدَمٌ ile tefsîri tefsîr bi’l-eʹammdır, zîrâ فَنَاءٌ [fenâ΄] بَقَاءٌ [beḵâ΄] mukâbilidir. Ve
فَنَاءٌ [fenâ΄] Pek kocalmak maʹnâsına müstaʹmeldir; yukâlu: فَنِيَ فُلَانٌ إِذَا هَرِمَ
اَلْفِنَاءُ [el-finâ΄] (كِسَاءٌ [kisâ΄] vezninde) Hânenin önünde olan açık avluya ve yöreye denir, hudûd orada tükendiği için ıtlâk olundu ve önünden murâd her tarafından olan önüdür ki yöre taʹbîr olunur; yukâlu: فِنَاءُ الدَّارِ لِصَاحِبِهَا وَهِيَ مَا اتَّسَعَ مِنْ أَمَامِهَا Cemʹi أَفْنِيَةٌ [efniyet] ve فُنِيٌّ [funiyy] gelir, صُلِيٌّ [ṡuliyy] vezninde.
اَلْفَنَّاءُ [el-fennâ΄] (fâ’nın fethi ve nûn’un teşdîdiyle) ve
اَلْفَنْوَاءُ [el-fenvâ΄] (حَمْرَاءُ [ḩamrâ΄] vezninde) Dalları çok ağaca denir; yukâlu: شَجَرَةٌ فَنَّاءُ وَفَنْوَاءُ أَيْ كَثِيرَةُ الْأَفْنَانِ Ve bunlar gayr-i kıyâs üzeredir ki nûn’lar maklûbdür. Mü΄ellif bunu muʹtell bâbında dahi zikr eylemiştir.
اَلْفَنَاءُ [el-fenâ΄] (fâ’nın fethi ve elifin meddiyle) Bir nesne tükenmek; yukâlu: فَنِيَ الشَّيْءُ فَنَاءً مِنَ الْبَابِ الرَّابِعِ
اَلْفِنَاءُ [el-finâ΄] (fâ’nın kesri ve elifin meddiyle) Evin cânibinde olan meydân.
اَلْفَنَّاءُ [el-fennâ΄] (fâ’nın fethi ve nûn’un teşdîdi ve elifin meddiyle) Şol ağaçtır ki müteʹaddid budakları ola.
Sitemizde detaylı hızlı ve kolay arama ekranı