اَلْفَلَحُ [el-felaḩ] (fethateynle) ve
اَلْفَلاَحُ [el-felâḩ] (سَحَابٌ [seḩâb] vezninde) Fevz ve zafer maʹnâsınadır. Ve necât ve halâs maʹnâsınadır. Ve hayr ve naʹîmde ve refâh ve râhatta dâ΄im ve bâkî olmağa denir. Ve sahûra ıtlâk olunur ki ramazânda temcîd-i taʹâmdır, savmın bekâsına sebeb olduğu için. Bu maʹnâlarda فَلاَحٌ [felâḩ] إِفْلاَحٌ [iflâḩ]tan ismdir, نَجَاحٌ [necâḩ] إِنْجَاحٌ [incâḩ]tan ism olduğu gibi. Ve فَلَحٌ [felaḩ] فَلاَحٌ [felâḩ]tan muhaffeftir.
اَلْفَلْحُ [el-felḩ] (مَدْحٌ [medḩ] vezninde) Yarmak maʹnâsınadır; yukâlu: فَلَحَ الْفَلاَّحُ اْلأَرْضَ فَلْحًا مِنَ الْبَابِ الثَّالِثِ إِذَا شَقَّهَا ve minhu’l-meselu: “اَلْحَدِيدُ بِالْحَدِيدِ يُفْلَحُ” أَيْ يُشَقُّ وَيُقْطَعُ Ve mekr ve hîle eylemek maʹnâsınadır ki memkûruna mekr ile fâ΄iz yâhûd mekr ile halâs olur; yukâlu: فَلَحَ فُلاَنًا إِذَا مَكَرَهُ Ve bahş maʹnâsınadır ki bir kimsenin metâʹını murâdın değil iken muvâzaʹaten müşterî olup âher müşterîler ziyâde ragbet ve meyl ile artık pahaya alsınlar diye artırmaktan ʹibârettir ki hakkında nehy-i şerʹî vârid olmuştur; yukâlu: فَلَحَ الرَّجُلُ إِذَا بَخَشَ Ve
فَلْحٌ [felḩ] Yarığa ve çatlağa denir. Cemʹi فُلُوحٌ [fulûḩ] gelir; yukâlu: فِي رِجْلِهِ فُلُوحٌ أَيْ شُقُوقٌ
اَلْفَلَحُ [el-felaḩ] (bi’l-fethateyni) Lügatun fî: اَلْفَلَاح [el-felâḩ] ve
فَلَحٌ [felaḩ] Aşağı dudak yarık olmağa dahi derler.
اَلْفَلْحُ [el-felḩ] (fâ’nın fethi ve lâm’ın sükûnuyla) Yeri yarmak; yukâlu: فَلَحْتُ الْأَرْضَ أَيْ شَقَقْتُهَا لِلْحَرْثِ
Sitemizde detaylı hızlı ve kolay arama ekranı