اَلصَّرْعَةُ [eṡ-ṡarʹat] (ṡâd’ın fethiyle) Binâ-i merredir. Ve hâlet maʹnâsına müstaʹmeldir; yukâlu: يَفْعَلُهُ عَلَى كُلِّ صَرْعَةٍ أَيْ حَالَةٍ
اَلصُّرْعَةُ [eṡ-ṡurʹat] (غُرْفَةٌ [ġurfet] vezninde) Şol adama denir ki herkes kendisini basıp yıkar ola ki baskın adam taʹbîr olunur; yukâlu: رَجُلٌ صُرْعَةٌ إِذَا كَانَ يَصْرَعُهُ النَّاسُ كَثِيرًا
اَلصُّرَعَةُ [eṡ-ṡuraʹat] (هُمَزَةٌ [humezet] vezninde) ve
اَلصِّرِّيعُ [eṡ-ṡirrîʹ] (سِكِّيتٌ [sikkît] vezninde) ve
اَلصَّرَّاعَةُ [eṡ-ṡarrâʹat] (عَلاَّمَةٌ [ʹallâmet] vezninde) Pehlivâna denir ki herkesi basıp yıkar ola; yukâlu: رَجُلٌ صُرَعَةٌ وَصِرِّيعٌ وَصَرَّاعَةٌ إِذَا كَانَ يَصْرَعُ النَّاسَ
اَلصِّرْعَةُ [eṡ-ṡirʹat] (ṡâd’ın kesriyle) Binâ-i nevʹdir, bir gûne yere çalınmak ve yere çalmak maʹnâsınadır; ve minhu’l-meselu: “سُوءُ الْإِسْتِمْسَاكِ خَيْرٌ مِنْ حُسْنِ الصِّرْعَةِ” وَيُرْوَى بِالْفَتْحِ بِمَعْنَى الْمَرَّةِ Aslı budur ki “At üzere oturmakta mahâreti olmayan râkib kendi kendisini oldukça muhâfaza edip düşmese, zemîne düşüp musâb olan kimseden hayrlıdır.” Tarîka-i hakkaya mülâzemetle irşâd eylemek maʹrizinde îrâd olunur, zîrâ rüşd ve ihsân tarîkiyle ʹamel edenin hatâsı hark ve isâ΄etle ʹamel edenin isâbetinden efdaldir, niteki müctehidin hatâsında dahi ecr ve sevâb müterettebdir.
اَلصُّرَعَةُ [eṡ-ṡureʹat] (ṡâd’ın zammı ve râ’nın fethiyle هُمَزَة [humezet] vezni üzere) Şol kimsedir ki halâyıktan her kiminle husûmet ederse husûmet ettiği kimseyi basa.
اَلصِّرْعَةُ [eṡ-ṡirʹat] (ṡâd’ın kesri ve râ’nın sükûnuyla) Bir türlü bırakmak, جِلْسَةٌ [cilset] ve رِكْبَةٌ [rikbet] gibi olur, binâ-i nevʹ olmakta; yukâlu: سُوءُ الْإِسْتِمْسَاكِ خَيْرٌ مِنْ حُسْنِ الصِّرْعَةِ
Sitemizde detaylı hızlı ve kolay arama ekranı