el-felik ~ اَلْفَلِكُ

Kamus-ı Muhit - الفلك maddesi

اَلْفَلِكُ [el-felik] (كَتِفٌ [ketif] vezninde) Kemikleri salkı ve mefâsilleri iri ve künde olan taslak adama denir. Ve dizinin ağırşağında vecaʹ olan kimseye denir; yukâlu: رَجُلٌ فَلِكٌ إِذَا كَانَ بِهِ وَجَعٌ فِي فَلْكَةِ رُكْبَتِهِ Ve zengî ʹArablar gibi ağırşak sağrılı adama denir; yukâlu: رَجُلٌ فَلِكٌ أَيْ لَهُ أَلْيَةٌ كَفَلْكَةٍ كَالزَّنْجِ

اَلْفَلْكُ [el-felk] (fâ’nın fethiyle) Kızın memesi ağırşaklanmak maʹnâsınadır; yukâlu: فَلَكَ ثَدْيُ الْجَارِيَةِ فَلْكًا مِنَ الْبَابِ اْلأَوَّلِ إِذَا اسْتَدَارَ Ve kız ağırşak memeli olmak maʹnâsınadır; yukâlu: فَلَكَتِ الْجَارِيَةُ إِذَا صَارَتْ فَالِكًا

اَلْفَلَكُ [el-felek] (fethateynle) Medârü’n-nücûm ismidir ki kevâkibin dâ΄ir olduğu gök olmuş olur; cemʹi أَفْلَاكٌ [eflâk] ve فُلُكٌ [fuluk] gelir zammeteynle, istidâre maʹnâsından me΄hûzdur. Mü΄ellif îcâz vechiyle taʹrîf eylemiştir, gerçi Râġib dahi مَجْرَى النُّجُومِ ʹunvânıyle tefsîr eylemiştir, pes murâd medâr-ı kevâkib olan gök demektir. Hattâ Nihâye’de وَهُوَ مَدَارُ النُّجُومِ مِنَ السَّمَاءِ ʹibâretiyle resm eylemiştir. Ve Ebû ʹUbeyde فَلَكُ السَّمَاءِ الَّذِي يَدُورُ عَلَيْهِ النُّجُومُ ile beyân eylemiştir. Binâ΄enʹaleyh semâda nücûmun tarîka-i medârâtı demek değildir. Hulâsâ فَلَكٌ [felek] kendide nücûm deverân eden göğe ıtlâk olunur ki فَلَكُ الْبُرُوجِ [feleku’l-burûc] ve أَفْلَاكٌ [eflâk] tedvîrât olur, felek-i aʹzama ve sâ΄ir eflâka vazʹan ıtlâk olunmayıp belki taglîben yâhûd mürselen ıtlâk olunmuş olur. Ve her şey΄in müstedâr ve muʹzamına denir. Ve deryânın çalkanan dalgasına denir; tekûlu: تَرَكْتُهُ كَأَنَّهُ يَدُورُ كَالْفَلَكِ أَيْ كَمَوْجِ الْبَحْرِ الْمُضْطَرِبِ Ve rüzgârın tahrîk ve muztarib eylediği büyük suya denir; yukâlu: يَضْطَرِبُ كَالْفَلَكِ أَيْ كَالْمَاءِ الَّذِي حَرَّكَتْهُ الرِّيحُ Ve düz sahrâ ortasında vâkiʹ kumdan tepeye denir. Ve etrâfından mürtefiʹ değirmice arz kıtʹalarına denir; müfredi فَلْكَةٌ [felket]tir تَمْرَةٌ [temret] vezninde ve cemʹi فِلَاكٌ [filâk]tır, رِجَالٌ [ricâl] vezninde.

اَلْفُلْكُ [el-fulk] (fâ’nın zammıyla) Gemiye denir, سَفِينَةٌ [sefînet] maʹnâsına; mü΄ennes ve müzekker olur ve müfred ve cemʹ olur. Pes ism-i cins olmuş olur. Ve baʹzılar yaʹnî Sîbeveyhi dedi ki cemʹ olan فُلْكٌ [fulk] müfred olan فُلْكٌ [fulk]un cemʹ-i teksiridir, yaʹnî cemʹde olan zamme ve sükûn müfredde olan zamme ve sükûna mugâyir iʹtibâr olunur. Ve bu جُنُبٌ [cunub] ve طِفْلٌ [ṯifl] gibi vâhid ve cemʹ olan ism kabîlinden değildir, zîrâ فُعْلٌ [fuʹl] fâ’nın zammıyla ve فَعَلٌ [faʹal] fethateynle şey΄-i vâhide ıtlâk olunmakta müştereklerdir, عُرْبٌ [ʹurb] ile عَرَبٌ [ʹarab] gibi. Ve fethateynle olan فَعَلٌ [faʹal]in hod fâ’nın zammıyla فُعْلٌ [fuʹl] üzere cemʹ olunması câ΄izdir, أَسَدٌ [esed] ile أُسْدٌ [usd] gibi, pes fâ’nın zammıyla فُعْلٌ [fuʹl]un yine fâ’nın zammıyla فُعْلٌ [fuʹl] üzerine cemʹlenmesi câ΄iz ve sahîh olur. Mütercim der ki Miṡbâḩ’ın ve sâ΄irin beyânına göre vâhid oldukta müzekker olur ki binâ-i قُفْلٌ [ḵufl] gibi olur ve cemʹ oldukta mü΄ennes olur ki binâ-i حُمْرٌ [ḩumr] gibi olur yâhûd مَرْكَبٌ [merkeb] te΄vîliyle müzekker ve سَفِينَةٌ [sefînet] te΄vîliyle mü΄ennes olur. Ve cemʹ oldukta vech-i mezkûr üzere hurûfunun tagyîri takdîri olur, دِلَاصٌ [dilâṡ] ve هِجَانٌ [hicân] gibi.

Vankulu Lugatı - الفلك maddesi

اَلْفَلْكُ [el-felk] (kezâlik fâ’nın fethi ve lâm’ın sükûnuyla) Cemʹi, ağırşaklar maʹnâsına.

اَلْفَلَكُ [el-felek] (fethateynle) Göktür, فَلَكِ [felek]-i nücûm maʹnâsına.

اَلْفُلْكُ [el-fulk] (fâ’nın zammı ve lâm’ın sükûnuyla) Gemi, سَفِينَةٌ [sefînet] maʹnâsına; vâhid maʹnâsına ve cemʹ maʹnâsına gelir ve müzekker ve mü΄ennes olur. Bârî taʹâlânın ﴿فِي الْفُلْكِ الْمَشْحُونِ﴾ (الشعراء 119، يس 41) kavlinde müzekker gelmiştir ve ﴿أَنَّ اَلْفُلْكَ تَجْرِي﴾ (لقمان 31) kavlinde mü΄ennes gelmiştir. Ve muhtemeldir ki mü΄ennes geldiği sûrette cemʹ olup müzekker geldiği vâhid olduğuna binâ΄en ola. Ve Bârî taʹâlânın ﴿حَتّٰى إِذَا كُنْتُمْ فِي الْفُلْكِ وَجَرَيْنَ بِهِمْ﴾ (يونس 22) kavlinde cemʹ gelmiştir. Cevherî eydür gûyâ ki vâhid oldukta zamîr مَرْكَبٌ [merkeb]e ircâʹ olunmakla müzekker kılınır ve سَفِينَةٌ [sefînet]e ircâʹ olunmakla mü΄ennes kılınır. Ve Sîbeveyhi eyitti: Cemʹ olan فُلْكٌ [fulk] vâhid olan فُلْكٌ [fulk]ün cemʹ-i teksîridir. Ve bu جُنُبٌ [cunub] gibi ve طِفْلٌ [ṯifl] gibi vâhide ve cemʹe ıtlâk olunan ismlerden değildir, zîrâ فُعْلٌ [fuʹl] zamm-ı fâ ve sükûn-ı ʹayn’la ve فَعَلٌ [faʹal] fethateynle şey΄-i vâhidde müştereklerdir: عُرْبٌ [ʹurb] ile عَرَبٌ [ʹarab] ve عُجْمٌ [ʹucm] ile عَجَمٌ [ʹacem] ve رُهْبٌ [ruhb] ile رَهَبٌ [reheb]. Ve fethateynle olan فَعَلٌ [faʹal]in hod فُعْلٌ [fuʹl] vezni üzere cemʹ olunması câ΄izdir, أَسَدٌ [esed]le أُسْدٌ [usd] gibi. Pes فُعْلٌ [fuʹl]un فُعْلٌ [fuʹl] üzere cemʹ olunması muhâl olmaz.



Kamus Muhit ve Vankulu Ara

Metinde Ara:
Sıradaki Maddeler

Arama ekranı

Sitemizde detaylı hızlı ve kolay arama ekranı