اَلْفِنُّ [el-finn] (fâ’nın kesriyle) عِلْمٌ [ʹilm] lafzına muzâf olarak müstaʹmel olur, şol ʹâlime ıtlâk olunur ki her fünûna itkân ve metânetle intisâbı olup ve her birini ke-mâ yenbagî ahz ve zabt eylemiş olmakla mevkiʹlerinde usûl ve kavâʹidi üzere güzel kıyâm ve icrâ eder ola; yukâlu: فُلَانٌ فِنُّ عِلْمٍ أَيْ حَسَنُ الْقِيَامِ بِهِ Aḩmed b. Ebî Fenen ki fethateynledir, şuʹarâdandır. Ve Ebû ʹOšamp;mân el-Finnînî ki سِكِّينِيٌّ [sikkîniyy] veznindedir, muhaddistir.
اَلْفَنُّ [el-fenn] (fâ’nın fethi ve nûn’un teşdîdiyle) Hâl ve darb ve sınf ve gûne maʹnâsınadır, bundan türlü ve çeşit makûlesiyle taʹbîr olunur; cemʹi أَفْنَانٌ [efnân] ve فُنُونٌ [funûn] gelir. Ve أَفْنَانٌ [efnân]ın cemʹü’l-cemʹi أَفَانِينُ [efânîn]dir; yukâlu: فَنٌّ مِنْهُ أَيْ حَالٌ وَضَرْبٌ مِنْهُ Ve masdar olur, tard eylemek maʹnâsınadır; yukâlu: فَنَّ الْإِبِلَ فَنًّا مِنَ الْبَابِ الْأَوَّلِ إِذَا طَرَدَهُ Ve bir adamı muʹâmelede aldatmak maʹnâsınadır ki fend eylemek taʹbîr olunur; yukâlu: فَنَّ فُلَانًا فِي الْبَيْعِ إِذَا غَبَنَهُ Ve medyûn deyni uzatmak maʹnâsınadır; yukâlu: فَنَّ دَيْنَهُ إِذَا مَطَلَهُ Ve renc ve ʹanâ΄ ve zahmet maʹnâsınadır; tekûlu: لَقِيتُ مِنْهُ فَنًّا أَيْ عَنَاءً Ve tezyîn eylemek maʹnâsınadır; yukâlu: فَنَّهُ إِذَا زَيَّنَهُ
اَلْفَنُّ [el-fenn] (fâ’nın fethi ve nûn’un teşdîdiyle) Nevʹ maʹnâsınadır.
Sitemizde detaylı hızlı ve kolay arama ekranı