اَلنُّخُطُ [en-nuḣuṯ] (zammeteynle) Şecâʹat ve celâdet cihetiyle mızrak oynayan nîze-bâzlara denir; yukâlu: هُمْ نُخُطٌ أَيِ اللاَّعِبُونَ بِالرِّمَاحِ شَجَاعَةً وَبَطَالَةً Ezherî bunu رُكَّعٌ [rukkaʹ] vezninde takyîd eylemekle tevehhüm eylemiştir.
اَلنَّخْطُ [en-naḣṯ] (nûn’un fethi ve ḣâ-yı muʹcemenin sükûnuyla) Bir kimse üzere nâgehânî çıkagelmek maʹnâsınadır; yukâlu: نَخَطَ إِلَيْهِمْ نَخْطًا مِنَ الْبَابِ اْلأَوَّلِ إِذَا طَرَأَ عَلَيْهِمْ Ve sümkürmek maʹnâsınadır; yukâlu: نَخَطَ الْمُخَاطَ إِذَا رَمَاهُ أَيْ مِنْ أَنْفِهِ
اَلنُّخْطُ [en-nuḣṯ] (nûn’un zammıyla) Nâs maʹnâsınadır; nûn’un fethiyle de câʹizdir; yukâlu: مَا أَدْرِي أَيُّ النُّخْطِ هُوَ أَيْ أَيُّ النَّاسِ Ve murdâr ilik taʹbîr olunan ak iliğe denir ki bir ucu dimâga ve bir ucu arkanın nihâyetine varır, نُخَاعٌ [nuḣâʹ] dahi derler. Ve rahimde çocuk yatağında olan sarı suya denir ki sarardıkta صَفَقٌ [ṡafaḵ] ve صَفَرٌ [ṡafer] derler.
اَلنَّخْطُ [en-naḣṯ] (nûn’un fethi ve ḣâ-i muʹcemenin sükûnuyla) Bir nesneyi burundan atmak; yukâlu: نَخَطَ مِنْ أَنْفِهِ إِذَا رَمَىَ بِهِ
اَلنُّخْطُ [en-nuḣṯ] (nûn’un zammı ve ḣâ’nın sükûnuyla) Nâs maʹnâsınadır; ve minhu kavluhum: لَا أَدْرِي أَيُّ النَّخْطِ هُوَ أَيْ أَيُّ النَّاسِ هُوَ
Sitemizde detaylı hızlı ve kolay arama ekranı