اَلصِّرْفُ [eṡ-ṡirf] (ṡâd’ın kesriyle) Bir türlü kırmızı boya ismidir. Ve şarâbdan ve sâ΄ir nesneden hâlis ve sâfî olan şey΄e denir; yukâlu: شَرَابٌ صِرْفٌ أَيْ خَالِصٌ Gûyâ ki gışş ve halîtadan masrûftur.
اَلصَّرْفُ [eṡ-ṡarf] (ṡâd’ın fethi ve râ’nın sükûnyla) Bir nesneyi çevirmek ve döndürmek maʹnâsınadır ki bir nesneyi bir hâletten hâlet-i uhrâya redd eylemekten ʹibârettir, ke-mâ se-yuzkeru. Ve ammâ hadîste vâkiʹ yaʹnî “اَلْمَدِينَةُ حَرَمٌ مَا بَيْنَ عَائَرٍ وَيُرْوَى عَيْرٍ إِلَي كَذَا مَنْ أَحْدَثَ فِيهَا حَدَثًا أَوْ آوَى مُحْدِثًا فَعَلَيْهِ لَعْنَةُ اللهِ وَالْمَلاَئِكَةِ وَالنَّاسِ أَجْمَعِينَ لاَ يُقْبَلُ مِنْهُ صَرْفٌ وَلاَ عَدْلٌ” hadîsinde vâkiʹ صَرْفٌ [ṡarf]tan murâd tevbedir ve عَدْلٌ [ʹadl]den murâd fidyedir yâhûd صَرْفٌ [ṡarf]tan murâd nâfile ve عَدْلٌ [ʹadl]den murâd farîzadır yâhûd bi’l-ʹakstir yâhûd صَرْفٌ [ṡarf]tan murâd vezn ve عَدْلٌ [ʹadl] den murâd keyldir yâhûd صَرْفٌ [ṡarf] iktisâb ve عَدْلٌ [ʹadl] fidyedir yâhûd صَرْفٌ [ṡarf] hîle maʹnâsınadır. Ve minhu kavluhu taʹâlâ: “فَمَا يَسْتَطِيعُونَ صَرْفًا وَلاَ نَصْرًا” أَيْ مَا يَسْتَطِيعُونَ أَنْ يَصْرِفُوا عَنْ أَنْفُسِهِمُ الْعَذَابَ
اَلصِّرْفُ [eṡ-ṡirf] (ṡâd’ın kesri ve râ’nın sükûnuyla) Bir kırmızı boyadır ki onunla naʹleyn tasmasını boyarlar. Ve
صِرْفٌ [ṡirf] Hâlis maʹnâsına da gelir; yukâlu: شَرَابٌ صِرْفٌ إِذَا كَانَ بَحْتًا غَيْرَ مَمْزُوجٍ Ve بَحْتٌ [baḩt] bâ-i muvahhade ve ḩâ-i mühmele ve tâ-i müsennâtla kezâlik hâlis maʹnâsınadır.
اَلصَّرْفُ [eṡ-ṡarf] (ṡâd’ın fethi ve râ’nın sükûnuyla) Tevbe maʹnâsınadır; yukâlu: لَا يُقْبَلُ مِنْهُ صَرْفٌ وَلَا عَدْلٌ Yûnus eyitti: صَرْفٌ [ṡarf] hîle maʹnâsınadır; ve minhu kavluhum: إِنَّهُ لَيَتَصَرَّفُ فِي الْأُمُورِ Ve kâle taʹâlâ: ﴿فَمَا تَسْتَطِيعُونَ صَرْفًا وَلَا نَصْرًا﴾ (الفرقان، 19) Ve
صَرْفُ الدَّهْرِ [ṡarfu’d-dehr] Dehrin hidsânı yaʹnî havâdisidir. Ve
صَرْفٌ [ṡarf] Tebdîle dahi derler; yukâlu: صَرَفْتُ الدَّرَاهِمَ بِالدَّنَانِيرِ Ve
صَرْفٌ [ṡarf] Fazla dahi derler; yukâlu: بَيْنَ الدِّرْهَمَيْنِ صَرْفٌ لِجَوْدَةِ فِضَّةِ أَحَدِهِمَا Ve
صَرْفٌ [ṡarf] Kelâmı ziyâde kılmağa da derler. Ve fi’l-hadîsi: “مَنْ طَلَبَ صَرْفَ الْحَدِيثِ” Kâle Ebû ʹUbeyd: صَرْفُ الْحَدِيثَ تَزْيِينُهُ بِالزِّيَادَةِ فِيهِ Ve
صَرْفٌ [ṡarf] Döndürmeğe dahi derler; yukâlu: صَرَفْتُ الرَّجُلَ فَانْصَرَفَ Ve
صَرْفٌ [ṡarf] Oğlancıkları muʹallim-hâneden salıvermeğe dahi derler; yukâlu: صَرَفْتُ الصِّبْيَانَ إِذَا قَلَبْتَهُمْ Ve
صَرْفٌ [ṡarf] Belâyı defʹ etmeğe dahi derler; tekûlu: صَرَفَ اللهُ عَنْكَ الْأَذَى
Sitemizde detaylı hızlı ve kolay arama ekranı