اَلْوَأْيُ [el-ve΄y] (رَأْيٌ [re΄y] vezninde) Vaʹd eylemek maʹnâsınadır; yukâlu: وَأَى الشَّيْءَ وَأْيًا مِنَ الْبَابِ الثَّانِي إِذَا وَعَدَهُ Ve bir nesneyi der-ʹuhde eylemek maʹnâsınadır; yukâlu: وَآهُ إِذَا ضَمِنَهُ Ve
وَأْيٌ [ve΄y] Nâstan ʹaded-i kesîre denir. Ve vehm ve zann maʹnâsınadır; tekûlu: فِي وَأْيِي كَذَا أَيْ فِي وَهْمِي وَظَنِّي
اَلْوَأْيُ [el-ve΄y] (vâv’ın fethi ve hemzenin sükûnuyla) Vaʹd maʹnâsınadır; tekûlu minhu: وَأَيْتُهُ وَأْيًا Sîbeveyhi eyitti: Ḣalîl’den binâ΄-i mechûl ne vechle gelir وَأَيْتُ kelimesinde diye su΄âl ettim, eyitti: وُئِيَ gelir. Ben eyittim:Şol kimse ki hemzeyi vâv’dan bedel kılıp أُوِيَ der, onun vechi nedir dedim. Eyitti:Zîrâ evvel-i kelimede vâvân cemʹ olmaz. Mâzinî bunu işitip eyitti: Ḣalîl’in bu sözü hatâdır, zîrâ vâv’ın hemzeye kalb olunması vâvân cemʹ olduğu için değildir, belki vâv-ı evvelin zammesinden ötürüdür, nitekim وُعِدَ kelimesinde أُعِدَ ve وُجُوهٌ kelimesinde أُجُوهٌ derler dedi.
Sitemizde detaylı hızlı ve kolay arama ekranı