اَلصَّرْعَانِ [eṡ-ṡarʹân] (ṡâd’ın fethi ve tesniye bünyesiyle) İki bölük develere denir ki kesretlerinden nâşî bir bölüğü suya gelip âher bölüğü gider ola; yukâlu: لَهُ صَرْعَانِ مِنَ الْإِبِلِ أَيْ صِرْمَانِ تَرِدُ إِحْدَاهُمَا حِينَ تَصْدُرُ الْأُخْرَى Ve leyl ve nehâra ıtlâk olunur. ʹAlâ-kavlin iki صَرْعٌ [ṡarʹ] demektir ki biri sabâhtan nısf-ı nehâra kadar ve biri nısf-ı nehârdan gurûba kadar zamândır; tekûlu: آتِيهِ صَرْعَيْنِ أَيْ لَيْلاً وَنَهَارًا أَوْ هُمَا الْغَدَاةُ وَالْعَشِيُّ
اَلصَّرْعَانُ [eṡ-ṡarʹân] (ṡâd’ın fethi ve râ’nın sükûnuyla) Tesniyedir, iki صَرْعٌ [ṡarʹ] maʹnâsına. Bir صَرْعٌ [ṡarʹ] sabâh vaktinden nısf-ı nehâra dek ve biri dahi nısf-ı nehârdan sukût-ı kursa dek; yukâlu: أَتَيْتُهُ صَرْعَيِ النَّهَارِ أَيْ غَدَاوَةً وَعَشِيَّةً
اَلصَّرْعَانِ [eṡ-ṡarʹân] (ṡâd’ın fethi ve râ’nın sükûnuyla) İki bölük devedir ki biri suya geldikte biri sudan döner, ziyâde çok olduğuna binâ΄en.
اَلصِّرْعَانِ [eṡ-ṡirʹân] (ṡâd’ın kesri ve râ’nın sükûnuyla) Mišamp;lân maʹnâsınadır; yukâlu: هُمَا صِرْعَانِ وَشِرْعَانِ وَحِتْنَانِ وَقِتْلَانِ كُلُّهُ بِمَعْنًى [Ve] حِتْنَانِ [ḩitnân] ḩâ-i mühmelenin kesri ve tâ-i müsennâtın sükûnuyla ve قِتْلَانِ [ḵitlân] ḵâf’ın kesri ve tâ-i müsennâtın sükûnuyladır. Ve
صِرْعَانِ [ṡirʹân] Bir fiʹlin vücûda gelmesi. Ve gelmemesi maʹnâsına da gelir: طَلَبْتُ مِنْ فُلَانٍ حَاجَةً فَانَصْرَفْتُ وَمَا أَدْرِي عَلَى أَيِّ صِرْعَيْ أَمْرِهِ هُوَ أَيْ لَمْ يُبَيِّنْ لِي أَمْرَهُ
Sitemizde detaylı hızlı ve kolay arama ekranı