اَلْحَضَنُ [el-ḩaḋan] (fethateynle) Fîl kemiğine denir, عَاجٌ [ʹâc] maʹnâsına. Ve Necd vilâyetinde bir dağın adıdır; ve minhu’l-meselu: “أَنْجَدَ مَنْ رَأَى حَضَنَا” Yaʹnî “Ḩaḋan nâm dağı gören müsâfir Necd ülkesine gelmiş olur.” Ve
حَضَنٌ [Ḩaḋan] Taġlib kabîlesinden münşaʹib bir kabîle adıdır.
اَلْحَضْنُ [el-ḩaḋn] (ḩâ’nın fethi ve ḋâd’ın sükûnuyla) ve
اَلْحِضَانَةُ [el-ḩiḋânet] (كِتَابَةٌ [kitâbet] vezninde) Çocuğu kucağa almak yâhûd beslemek maʹnâsınadır; yukâlu. حَضَنَ الصَّبِيَّ حَضْنًا وَحِضَانَةً مِنَ الْبَابِ الْأَوَّلِ إِذَا جَعَلَهُ فِي حِضْنِهِ أَوْ رَبَّاهُ Ve
حَضْنٌ [ḩaḋn] ve
حِضَانٌ [ḩiḋân] ve
حِضَانَةٌ [ḩiḋânet] (كِتَابٌ [kitâb] ve كِتَابَةٌ [kitâbet] veznlerinde) ve
حُضُونٌ [ḩuḋûn] (قُعُودٌ [ḵuʹûd] vezninde) Kuş yumurtaları kanatları altına alıp basmak maʹnâsınadır; yukâlu: حَضَنَ الطَّائِرُ بَيْضَهُ حَضْنًا وَحِضَانًا وَحِضَانَةً وَحُضُونًا إِذَا رَخَّمَ عَلَيْهِ لِلتَّفْريِجِ Ve
حَضْنٌ [ḩaḋn] İhsânı bir kimseden âhere sarf eylemek maʹnâsınadır ki ona vermeyip gayra vermekten ʹibârettir. Ve bu, nâhiye maʹnâsından me΄hûzdur; yukâlu: حَضَنَ مَعْرُوفَهُ عَنْ جِيرَانِهِ إِذَا كَفَّهُ وَصَرَفَهُ Ve
حَضَانَةٌ [ḩaḋânet] (سَحَابَةٌ [seḩâbet] vezninde) Bir adam bir kimseyi bir nesneden bertaraf edip onda kendisi müstakil olmak maʹnâsınadır; yukâlu: حَضَنَ فُلَانًا عَنْ كَذَا حَضْنًا وَحَضَانَةً إِذَا نَحَّاهُ عَنْهُ وَاسْتَبَدَّ بِهِ دُونَهُ Ve bir adamı işinden alıkomak maʹnâsınadır; yukâlu: حَضَنَهُ عَنْ حَاجَتِهِ إِذَا حَبَسَهُ وَمَنَعَهُ
اَلْحِضْنُ [el-ḩiḋn] (ḩâ’nın kesri ve ḋâd-ı muʹcemenin sükûnuyla) Koltuğun altıdır, böğüre varınca, مَا بَيْنَ الْإِبْطِ وَاْلَكَشْحِ maʹnâsına. Ve
حِضْنٌ [ḩiḋn] Yeleli kurdun inine dahi derler, وِجَارُ الضَّبُعِ maʹnâsına.
اَلْحَضَنُ [el-ḩaḋan] (fethateynle) Kuşun şol yumurtasıdır ki kanadı altına alıp hıfz eyler kendi nefsine zamm etmekle. Ve
حَضَنٌ [Ḩaḋan] Necd vilâyetinin nihâyetinde bir dağın dahi ʹalemidir.ʹArab tâ΄ifesi “أَنْجَدَ مَنْ رَأَي حَضَنًا” derler,yaʹnî “Ḩaḋan nâm dağı gören, vilâyet-i Necd’e dâhil olur.” Ve
حَضَنٌ [ḩaḋan] Fîl kemiğine dahi derler, عَاجٌ [ʹâc] maʹnâsına, İbnu’s-Sikkît rivâyeti üzere.
اَلْحَضْنُ [el-ḩaḋn] (ḩâ’nın fethi ve ḋâd’ın sükûnuyla) Kuş yumurtasın kanadı ile altına almak; yukâlu: حَضَنَ الطَّائِرُ بَيْضَهُ مِنَ الْبَابِ الْأَوَّلِ إِذَا ضَمَّهُ إِلَى نَفْسِهِ Ve
حَضْنٌ [ḩaḋn] Bir kimseyi bir nesneden ayırıp onda sen müstakil olmağa dahi derler, ʹalâ-mâ se-yecî΄u. Ve
حَضْنٌ [ḩaḋn] Menʹ etmeğe dahi derler; tekûlu: حَضَنْتُهُ عَنْ حَاجَتِهِ أَحْضُنُهُ إِذَا حَبَسْتَهُ عَنْهَا
Sitemizde detaylı hızlı ve kolay arama ekranı