اَلْكِرْكِرَةُ [el-kirkiret] (kâf’ların kesriyle) Deve kısmının göğsünde olan değirmi mühreye denir ki çökerken onu yere verip üzerinde karâr eder. ʹAlâ-kavlin mutlakan huff sâhibi hayvânın göğsüne denir; yukâlu: بَرَكَ الْبَعِيرُ عَلَى كِرْكِرَتِهِ وَهِيَ رَحَى زَوْرِهِ أَوْ هِيَ صَدْرُ كُلُّ ذِي خُفٍّ Ve
كِرْكِرَةٌ [kirkiret] Cemâʹat-i insânîye denir; yukâlu: عِنْدَهُ كِرْكِرَةٌ أَيْ جَمَاعَةٌ مِنَ النَّاسِ Ve
كِرْكِرَةٌ [Kirkiret] E΄imme-i lügatten Ebû Mâlik ʹAmr’ın pederi ismdir.
اَلْكَرْكَرَةُ [el-kerkeret] (kâf’ların fethi ve râ-i evvelin sükûnuyla) Katı gülmek, dahik-i şedîd maʹnâsına,قَرْقَرَةٌ [ḵarḵaret] gibi ki قَرْقَرَةٌ [ḵarḵaret] dahi bu maʹnîde lügattır. Ve
كَرْكَرَةٌ [kerkeret] Yel bulutu tagyîr etmektir, dağıldıktan sonra cemʹ etmekle. Ve
كَرْكَرَةٌ [kerkeret] Tavuğu daʹvet edip çağırmağa dahi derler; tekûlu: كَرْكَرْتُ بِالدَّجَاجَةِ إِذَا صِحْتَ بِهَا Ve bir nesneyi defʹ etmeğe de derler; tekûlu: كَرْكَرْتُهُ عَنِّي إِذَا دَفَعْتَهُ وَرَدَدْتَهُ
Sitemizde detaylı hızlı ve kolay arama ekranı