naʹl ~ نَعْلٌ

Kamus-ı Muhit - نعل maddesi

اَلنَّعْلُ [en-naʹl] (nûn’un fethi ve ʹayn’ın sükûnuyla) Ayağı yere çıplak dokunmaktan hıfz edecek nesneye denir ki ayakkabı ve papuç taʹbîr olunur, Fârisîde pây-efzâr derler, envâʹına şâmildir, her mahalde bir gûne dikip ayaklarına giyerler. Ve Türkîde nalın dedikleri ki çamurlukta giyilir, نَعْلَيْنِ [naʹleyn] muharrefidir. Ve نَعْلٌ [naʹl] kelimesi mü΄ennestir ve hâ’yla نَعْلَةٌ [naʹlet] dahi lügattır; cemʹi نِعَالٌ [niʹâl] gelir nûn’un kesriyle. Zâhiren نَعْلَةٌ [naʹlet]teki hâ΄ vahdetiyyedir. Ve muhaddisînden Ḩuseyn b. Aḩmed b. Ṯalḩa ve İsḩâḵ b. Muḩammed ve Ebû ʹAlî b. Dûmâ en-Niʹâliyyûn نِعَالٌ [niʹâl] ʹameline mensûblardır. Ve

نَعْلٌ [naʹl] Kılıç kınının diplik taʹbîr olunan demirine denir; yukâlu: لِسَيْفِهِ نَعْلٌ أَيْ حَدِيدَةٌ تَكُونُ فِي أَسْفَلِ غِمْدِهِ Ve çakılları parlak pek ve por yere denir ki nebât bitirmez ola; yukâlu: سَلَكُوا نَعْلًا مِنَ الْأَرْضِ وَهِيَ قِطْعَةٌ غَلِيظَةٌ مِنْهَا يَبْرُقُ حَصَاهَا وَلَا تُنْبِتُ Ve zelîl ve hâkisâr adama denir ki herkes pâymâl eder ola; yukâlu: مَا كُنْتُ نَعْلًا أَيْ ذَلِيلًا أُوطَأُ كَمَا تُوطَأُ الْأَرْضُ Ve kûşe-i kemân sırtına sarılan sinire denir ki zâg taʹbîr olunur, ʹalâ-kavlin kemânın bütün arkasına sardıkları deriye denir; yukâlu: لِقَوْسِهِ نَعْلٌ أَيْ عَقَبٌ يُلْبَسُ عَلَى ظَهْرِ سِيَتِهَا أَوْ جِلْدٌ عَلَى ظَهْرِ الْقَوْسِ كُلِّهِ Ve zevceye ıtlâk olunur; yukâlu: خَلَعَ نَعْلَهُ أَيْ زَوْجَتَهُ Ve çiftçilerin saban demirine denir. Ve bir cins balık adıdır ki başı yumru olur. Ve Şaṯib nâm dağın başında bir palanka adıdır. Ve davar ayağına kakılan demire denir ki نَعْلٌ [naʹl] muharrefi nal taʹbîr olunur, davarın papucu yerindedir. Ve

نَعْلٌ [naʹl] Masdar olur, bir adama ayakkabı bağışlamak maʹnâsınadır; yukâlu: نَعَلَهُمْ نَعْلًا مِنَ الْبَابِ الثَّالِثِ إِذَا وَهَبَ لَهُمُ النِّعَالَ Ve davarı nallamak maʹnâsınadır; yukâlu: نَعَلَ الدَّابَّةَ إِذَا أَلْبَسَهَا النَّعْلَ

Vankulu Lugatı - نعل maddesi

اَلنُّعَيْلَةُ [en-nuʹaylet] (nûn’un zammı ve ʹayn’ın fethiyle) نَعْلٌ [naʹl]in tasgîri. Ve

نَعْلٌ [naʹl] Şol berk yere dahi derler ki taşları berk vurur, nesne bitirmez. Ve

نَعْلُ السَّيْفِ [naʹlu’s-seyf] Kılıç dipliğine derler, gerek demirden olsun gerek gümüşten olsun. Ve

نَعْلٌ [naʹl] Şol sinire dahi derler ki yay doncuna sararlar.

Sıradaki Maddeler

Arama ekranı

Sitemizde detaylı hızlı ve kolay arama ekranı