Lûṯ ~ لُوطٌ

Kamus-ı Muhit - لوط maddesi

لُوطٌ [Lûṯ] (lâm’ın zammıyla) Enbiyâ-i ʹizâmdan bir peygamber-i zî-şân ismidir, ʹalâ-nebiyyinâ ve ʹaleyhi’s-selâm. ʹUcme ve taʹrîf sebebiyle ve er iken vasatı sâkin olduğu için munsarıf olmuştur, nitekim نُوحٌ [Nûḩ] lafzı dahi böyledir, zîrâ üç harfli olup vasatı sâkin olmakla be-gâyet hafîf olduğundan sebebeynin birine mukâvim olmuştur. Şârih der ki هِنْدٌ [Hind] ve دَعْدٌ [Daʹd] kelimeleri dahi kıyâs üzere bu gûne olmaktır, lâkin sıklet-i te΄nîs sebebiyle sarf ve ʹadem-i sarfları muhayyerdir. Ve Hazret-i Lûṯ ibn Hârân b. Târaḣ’tır, Hazret-i İbrâhîm’in birâder-zâdesidir.

اَللَّوْطُ [el-levṯ] (سَوْطٌ [savṯ] vezninde) ve

اَللَّيْطُ [el-leyṯ] (خَيْطٌ [ḣayṯ] vezninde) Bir nesne bir nesneye yapışmak maʹnâsınadır. Bu münâsebetle mahbûb olan nesnenin muhabbeti kalbe taʹalluk eylemek maʹnâsına müstaʹmeldir; tekûlu: لاَطَ الشَّيْءُ بِقَلْبِي يَلُوطُ لَوْطًا وَيَلِيطُ لَيْطًا أَيْ حُبِّبَ إِلَيْهِ وَأُلْصِقَ Şârih der ki لُوطٌ [Lûṯ] lafzı ʹArabîdir diyenler bu maʹnâdan ahz eylediler, gûyâ ki Hazret-i İbrâhîm’in onlara fart-ı mahabbeti olduğu bâʹis-i tesmiyedir dediler. Ve mü΄ellif vâviyye ve yâ΄iyyeyi mezc eylemiştir. Ve

لَوْطٌ [levṯ] Bir kimseye ok vurmak yâhûd göz değirmek maʹnâsınadır; yukâlu: لاَطَ فُلاَنًا بِسَهْمٍ أَوْ عَيْنٍ إِذَا أَصَابَهُ بِهِ Ve bir kimseyi bir kimseye ilhâk eylemek maʹnâsınadır; yukâlu: لاَطَ فُلاَنًا بِفُلاَنٍ إِذَا أَلْحَقَهُ بِهِ Ve bir nesneyi gizlemek maʹnâsınadır; yukâlu: لاَطَ الشَّيْءَ إِذَا أَخْفَاهُ Ve

لَوْطٌ [levṯ] Belden yukarı tutunacak fûtaya denir, رِدَاءٌ [ridâ΄] maʹnâsına. Ve cüst ve hafîf ve mutasarrıf adama ıtlâk olunur; yukâlu: هُوَ لَوْطٌ أَيْ خَفِيفٌ مُتَصَرِّفٌ Ve ribâ maʹnâsınadır ki muʹâmelede olan fazladır. Ve yapışıcı ve yapışkan nesneye ıtlâk olunur; mübâlagaten vasf bi’l-masdardır; yukâlu: شَيْءٌ لَوْطٌ أَيْ لاَزِقٌ Ve

لَيْطٌ [leyṯ] Laʹn ve nefrîn eylemek maʹnâsınadır; yukâlu: لاَطَ اللهُ فُلاَنًا أَيْ لَعَنَهُ وَمِنْهُ شَيْطَانٌ لَيْطَانٌ وَهُوَ إِتْبَاعٌ لَهُ Ve liyâkat maʹnâsına müstaʹmeldir, yapışmak maʹnâsındandır; yukâlu: مَا يَلِيطُ بِهِ النَّعِيمُ أَيْ مَا يَلِيقُ Ve

لَيْطٌ [leyṯ] Levn ve renge ıtlâk olunur; lâm’ın kesriyle de müstaʹmeldir; yukâlu: لَيْطُهُ كَذَا أَيْ لَوْنُهُ

Vankulu Lugatı - لوط maddesi

لُوطٌ [lûṯ] (lâm’ın zammı ve meddiyle) İsm-i munsarıftır, her çend ʹucme ve taʹrîf mevcûd ise de نُوحٌ [nûḩ] dahi böyledir, sarf lâzım olduğunun vechi budur ki kelime üç harfli olup vasatı sâkin olmağın gâyet-i hiffet üzere olması ehad-ı sebebeyne mukâvim olmuştur. Ve هِنْدٌ ve دَعْدٌ kelimelerinde dahi hâl böyledir. Bu kadar var ki mü΄ennesinde sarfı lâzım görmediler, belki sarfla terk-i sarf beyninde tahyîr ettiler.

اَللَّوْطُ [el-levṯ] (lâm’ın fethi ve vâv’ın sükûnuyla) Bir nesne kalbde yer edip mahabbet olunmak; yukâlu: لَاطَ الشَّيْءُ بِقَلْبِي يَلُوطُ وَيَلِيطُ Ve

لَوْطٌ [levṯ] Bir duvarı meremmet edip sıvamağa dahi derler; tekûlu: لُطْتُ الْحَوْضَ بِالطِّينِ لَوْطًا إِذَا مَلَطْتَهُ وَطَيَّنْتَهُ Ve

لَوْطٌ [levṯ] Ridâya dahi derler; yukâlu: لَبِسَ لَوْطَيْهُ

Sıradaki Maddeler

Arama ekranı

Sitemizde detaylı hızlı ve kolay arama ekranı