اَللُّبُّ [el-lubb] (lâm’ın zammıyla) Ağuya denir, سَمٌّ [semm] maʹnâsına. Ve her şey΄in mahz ve hâlisine denir; yukâlu: هُوَ لُبُّهُ أَيْ خَالِصُهُ Ve içli nesnenin içine ve özüne denir, meselâ لُبُّ النَّخْلِ [lubbu’n-naḣl] hurmâ beynisidir ve لُبُّ الْجَوْزِ [lubbu’l-cevz] ve لُبُّ اللَّوْزِ [lubbu’l-levz] cevzin ve bâdemin içleridir. Ve
لُبٌّ [lubb] عَقْلٌ [ʹaḵl] ve hûşa ıtlâk olunur. Cemʹi أَلْبَابٌ [elbâb] gelir ve أَلُبُّ [elubb] gelir hemzenin fethi ve lâm’ın zammıyla. Mü΄ellifin Baṡâ΄ir’de beyânına göre لُبٌّ [lubb] şevâyibden sâfî ve hâlis olan ʹakla ıtlâk olunur. Buna göre iki maʹnâdan menhût olur; ʹalâ-kavlin لُبٌّ [lubb] عَقْلٌ [ʹaḵl]-ı zekîye ıtlâk olunmakla beynlerinde ʹumûm ve husûs-ı mutlak olur, zîrâ her لُبٌّ [lubb] عَقْلٌ [ʹaḵl] olur ve her عَقْلٌ [ʹaḵl] لُبٌّ [lubb] olmaz. Kezâlik لُبٌّ [lubb] lafzının cemʹi أَلْبُبٌ [elbub] gelir fekk-i idgâmla.
Ve تَلْبِيَةٌ [telbiyet] kelime-i merkûmeden ahz olunduktan sonra ondan fiʹl tasarruf olunmuştur, تَهْلِيلٌ [tehlîl] ve تَسْبِيحٌ [tesbîḩ] ve تَشَهُّدٌ [teşehhud] gibi. Nihâye’de ve minhu hadîsu ʹAlḵama: “أَنَّهُ قَالَ لِلأَسْوَدِ يَا أَبَا عَمْرٍو قَالَ لَبَّيْكَ قَالَ لَبَّي يَدَيْكَ” hadîsini سَلِمَتْ يَدَاكَ وَصَحَّتَا ʹibâretiyle tefsîr eylemiştir ki maʹnâ-yı lâzımı olur ve bu لَبَّتْ يَدَاكَ لَبَّيْنِ sebkindedir; لَبَّيْكَ lafzına izdivâc için يَدَيْكَ denilmiştir. Ve Zemaḣşerî لَبَّى يَدَيْكَ kelâmını أُطِيعُكَ وَأَتَصَرَّفُ بِإِرَادَتِكَ وَأَكُونُ كَالشَّيْءِ الَّذِي تُصَرِّفُهُ بِيَدَيْكَ كَيْفَ شِئْتَ ʹibâretiyle tefsîr eylemiştir. Ve sâhib-i Miṡbâḩ izâfetle لَبَّى زَيْدٍ vürûdunu nakl eylemekle bu dahi يَدَيْكَ kelimesine muzâf olmuş olmakla izdivâc tekellüfüne hâcet kalmaz. Ve Zemaḣşerî’nin tefsîrinde dahi izâfet sûreti münfehimdir, “İki ellerine de her bâr itâʹat ve icâbetim vardır, yemîn ve yesârınla tasarruf eyle” demektir ki kemâl-i inkıyâd izhâr eylemektir. İntehâ. Ve
لَبٌّ [lebb] Kelimesi mübâlagaten vasf olur, bir mahalde yâhûd bir husûsta aslâ münfekk olmayıp hemîşe mukîm ve mülâzım olan kişiye ıtlâk olunur; yukâlu: هُوَ لَبٌّ عَلَيْهِ أَيْ لاَزِمٌ مُقِيمٌ لاَ يُفَارِقُهُ Ve
لَبٌّ [lebb] Dâbbeye sîne-bend geçirmek maʹnâsınadır; tekûlu: لَبَّيْتُ الدَّابَّةَ لَبًّا أَيْ جَعَلْتُ لَهَا لَبَبًا فَهِيَ مَلْبُوبٌ Ve bir kimsenin لَبَّةٌ [lebbet]ine yaʹnî gerdanı dibine vurmak maʹnâsınadır; yukâlu: لَبَّهُ إِذَا ضَرَبَ لَبَّتَهُ Ve müvâcehe ve muhabbet maʹnâlarına gelir, niteki mü΄ellif zımnen beyân eyledi, lâkin bu maʹnâlar mecâzdır, ikâmet maʹnâsından müteferriʹdir.
Sitemizde detaylı hızlı ve kolay arama ekranı