Şârih der ki eğer masbûg olur ise cemʹi حُمْرٌ [ḩumr] ve حُمْرَانٌ [ḩumrân] gelir ve eğer ذُو الْحُمْرَةِ murâd olur ise cemʹi أَحَامِرُ [aḩâmir] gelir. Mü΄ellif bundan sükût eylemiştir. Ve
أَحْمَرُ [aḩmer] Beyâz olan şey΄e denir, yeşile أَسْوَدُ [esved] ve siyâha أَخْضَرُ [aḣḋar] ıtlâkı gibi. Kâle’ş-şârih ve minhu’l-hadîsu: “بُعِثْتُ إِلَى الْأَحْمَرِ وَالْأَسْوَدِ” أَيِ الْعَجَمِ وَالْعَرَبِ لِأَنَّ الْغَالِبَ عَلَى أَلْوَانِ الْعَجَمِ الْحُمْرَةُ وَالْبَيَاضُ وَقِيلَ أَرَادَ بِالْأَحْمَرِ الْأَبْيَضَ مُطْلَقًا فَإِنَّ الْعَرَبَ تَقُولُ إِمْرَأَةٌ حَمْرَاءُ أَيْ بَيْضَاءُİntehâ. Kâle’l-mu΄ellif ve minhu’l-hadîsu: قَالَ عَلِيٌّ لِعَائِشَةَ “إِيَّاكِ أَنْ تَكونِيهَا يَا حُمَيْرَاءُ” أَيْ يَا بَيْضَاءُ وَهُوَ تَصْغِيرُ الْحَمْرَاءِ Ve
أَحْمَرُ [aḩmer] Altına ve zaʹferâna ıtlâk olunur. Ve ete ve bâdeye dahi ıtlâk olunur; tekûlu: نَحْنُ مِنْ أَهْلِ الْأَسْوَدَيْنِ لاَ مِنْ أَهْلِ الْأَحْمَرَيْنِ أَيْ مِنْ أَهْلِ التَّمْرِ وَالْمَاءِ لاَ مِنْ أَهْلِ الْخَمْرِ وَاللَّحْمِ Ve
أَحْمَرُ [aḩmer] Bir gûne hurmânın ismidir. Ve
أَحْمَرُ [Aḩmer] Esâmî ve elkâbdandır: Aḩmer Ebû ʹAsîb, Server-i enâm ʹaleyhi’s-selâm hazretlerinin köleleri ismidir Ve Ummu Seleme radıyallâhu ʹanhânın kölesi ismidir. Ve Aḩmer b. Muʹâviye b. Suleym ve Aḩmer b. Sevâ΄ b. ʹAdiyy ve Aḩmer b. Ḵaṯan el-Hemedânî ve Aḩmer el-Medenî sahâbelerdir.
اَلْأَحْمَرُ [el-aḩmer] (hemzenin fethi ve hâ’nın sükûnuyla) Kırmızı levnle muttasıf olan nesne; yukâlu: رَجُلٌ أَحْمَرُ Ve
أَحْمَرُ [aḩmer] ʹAcem tâ΄ifesine dahi derler; yukâlu: أَتَى كُلُّ أَسْوَدَ مِنْهُمْ وَأَحْمَرَ وَلَا يُقَالُ أَبْيَضَ مَعْنَاهُ جَمِيعُ النَّاسِ عَرَبُهُمْ وَعَجَمُهُمْ Ve
أَحْمَرُ ثَمُودَ [Aḩmeru Šemûd] Kudâr b. Sâlif’in lakabıdır ki Ṡâliḩ nebînin salavâtullâhi ʹaleyhi nâkasın evvel sinirlemiş idi.
Sitemizde detaylı hızlı ve kolay arama ekranı