اَللَّحْمُ [el-laḩm] (lâm’ın fethi ve ḩâ-yı mühmelenin sükûnuyla ve fethiyle) Ete denir Fârisîde gûşt denir; cemʹi أَلْحُمُ [elḩum] gelir, أَفْلُسٌ [eflus] gibi ve لُحُومٌ [luḩûm] gelir ve لِحَامٌ [liḩâm] gelir ve لُحْمَانٌ [luḩmân] gelir lâm’ın zammıyla. Ve her nesnenin üzerine ve içine ıtlâk olunur; yukâlu: لَحْمُ الثَّمَرِ أَيْ لُبُّهُ Ve
لَحْمٌ [laḩm] Masdar olur, bir işi muhkem kılmak maʹnâsınadır; yukâlu: لَحَمَ الْأَمْرَ لَحْمًا مِنَ الْبَابِ الْأَوَّلِ إِذَا أَحْكَمَهُ Ve kemikten et soymak maʹnâsınadır; yukâlu: لَحَمَ الْعَظْمَ إِذَا عَرَقَهُ Ve kuyumcu kırık nesneyi yapıştırmak maʹnâsınadır ki lehimlemek taʹbîr olunur; yukâlu: لَحَمَ الصَّائِغُ الْفِضَّةَ إِذَا لَأَمَهَا Ve bir adama et yedirmek maʹnâsınadır; yukâlu: لَحَمَهُ لَحْمًا مِنَ الْبَابِ الثَّالِثِ إِذَا أَطْعَمَهُ اللَّحْمَ Ve bir yerde ilişip kalmak maʹnâsınadır; yukâlu: لَحِمَ الرَّجُلُ لَحْمًا مِنَ الْبَابِ الرَّابِعِ إِذَا نَشِبَ فِي الْمَكَانِ Ve katl olunmak maʹnâsınadır; yukâlu: لُحِمَ الرَّجُلُ عَلَى الْمَجْهُولِ إِذَا قُتِلَ
اَللُّحُومُ [el-luḩûm] (zammeteynle) Kezâlik cemʹi. Ve
لَحْمٌ [laḩm] Eti kemikten soyup yemeğe dahi derler; tekûlu: لَحَمْتُ الْعَظْمَ اَلْحُمُهُ مِنَ الْبَابِ الْأَوَّلِ إِذَا عَرَقْتَهُ
Sitemizde detaylı hızlı ve kolay arama ekranı