اَلْحَصْحَصَةُ [el-ḩaṡḩaṡat] (زَلْزَلَةٌ [zelzelet] vezninde) Bu dahi bir nesne zâhir ve ʹayân olmak maʹnâsınadır; yukâlu: حَصْحَصَ الْحَقُّ إِذَا بَانَ وَظَهَرَ Ve bir nesneyi bir nesne içre gereği gibi yerleşmek için beri öte tahrîk eylemek maʹnâsınadır. Kâle’ş-şârih: وَمِنْهُ قَوْلُ عِنِّينٍ لِسَمُرَةَ حِينَ اشْتَرَى لَهُ جَارِيَةً مِنْ بَيْتِ الْمَالِ وَأَدْخَلَهَا عَلَيْهِ لَيْلَةً ثُمَّ سَأَلَهُ مَا فَعَلْتَ فَقَالَ فَعَلْتُ حَتَّى حَصْحَصْتُ فِيهَا فَسَأَلَ الْجَارِيَةَ فَأَنْكَرَتْ فَقَالَ خَلِّ سَبِيلَهَا يَا مُحَصْحِصُ Ve tîz tîz yürümek maʹnâsınadır; yukâlu: حَصْحَصَ فِي الْمَشْيِ إِذَا أَسْرَعَ Ve içinden nesne araştırır gibi toprağı beri öte aşınıp devirmek maʹnâsınadır; yukâlu: حَصْحَصَ التُّرَابَ إِذَا فَحَصَهُ يَمِينًا وَشِمَالاً Ve yürek sürmek maʹnâsınadır; yukâlu: حَصْحَصَ بِسَلْحِهِ إِذَا رَمَاهُ Mü΄ellif bunu tekrâr eylemiştir. Ve bir adam bir kimseye mübrim dilenci gibi yapışıp ibrâm ve ilhâh eylemek maʹnâsınadır; yukâlu: حَصْحَصَ فُلاَنًا إِذَا لَزِقَ بِهِ وَأَلَحَّ عَلَيْهِ Ve deve kalkarken dizlerini zor ile yere verip dayamak maʹnâsınadır; yukâlu: حَصْحَصَ الْبَعِيرُ رُكْبَتَيْهِ إِذَا أَثْبَتَهُمَا لِلنُّهُوضِ Ve ayağı bukağılı kimsenin yürüyüşü gibi yürümek maʹnâsınadır; yukâlu: هُوَ يُحَصْحِصُ أَيْ يَمْشِي مَشْيَ الْمُقَيَّدِ
اَلْحَصْحَصَةُ [el-ḩaṡḩaṡat] (ʹalâ-vezni اَلزَّلْزَلَة [ez-zelzelet]) Bir nesne zuhûr etmek; yukâlu: حَصْحَصَ الشَّيْءُ إِذَا بَانَ وَظَهَرَ وَيُقَالُ أَيْضًا اَلْآنَ حَصْحَصَ الْحَقُّ Ve
حَصْحَصَةٌ [ḩaṡḩaṡat] Bir nesneyi bir nesnenin içinde tahrîk etmektir, birleşsin diye. Ve fi’l-hadîsi: “أَنَّ سَمُرَةَ بْنَ جُنْدَبٍ أُتِيَ بِرَجُلٍ عِنِّينٍ فَاشْتَرَى لَهُ جَارِيَةً مِنْ بَيْتِ الْمَالِ فَأَدْخَلَهَا مَعَهُ لَيْلَةً فَلَمَّا أَصْبَحَ قَالَ مَا صَنَعْتَ قَالَ فَعَلْتُ حَتَّى حَصْحَصْتُ فِيهِ فَسَأَلَ الْجَارِيَةَ فَقَالَتْ لَمْ يَصْنَعْ شَيْئًا فَقَالَ خَلِّ سَبِيلَهَا يَا مُحَصْحِصُ Ve
حَصْحَصَةٌ [ḩaṡḩaṡat] Kezâlik deveyi yüküyle yerinden kıyâm etmek için dizin kaldırmak. Ve seyrde sürʹat etmeğe dahi derler.
Sitemizde detaylı hızlı ve kolay arama ekranı